Voleybol, yeni başlayanlar, genç sporcular ve antrenörler için çoğu zaman kuralları ve olanakları aynı olan statik bir oyun gibi gelebilir. Bu bir yanılsamadır; çoğu spor gibi voleybolda zaman içinde teknik ve fiziksel değişime uğrar. Bu değişimlerin bir kısmı, kural değişimlerine bağlı olabildiği gibi, bir kısmı da, edinilen bilgi ve tecrübelere veya sporcuların ortalama fiziksel kapasitelerinin artmasına bağlı olabilir.

Çok uzun zaman önce değil, daha 2000’li yılların ortalarında, şimdi standart olan kimi uygulamalar, teknik yanlış olarak görülebiliyordu. Ben o dönemdeki uygulamaları iyi hatırlıyorum çünkü kendimi geliştirmeye çalışırken okul ve kulüp takımlarında çalışan öğretmen ve antrenörleri gözlemliyordum. O dönem maalesef altyapıdaki oyuncuların teknik ilerlemesini engelleyen şöyle bir dinamik vardı. Beden eğitimi öğretmeni olan arkadaşlar, eğitimleri ile ilgili bilgilerini antrenman ve maçlara yansıtırken, sahalarda yaşanan gelişmeleri takip etme fırsatı bulamadıkları için, voleybolun mevcut pratiğine dair ciddi eksiklikler yaşıyorlardı. Aktif sporu bıraktıktan sonra antrenörlüğe başlayan arkadaşlar ise kendi antrenörlerinin yaptırdığı çalışmaları taklit eden antrenmanlarla yetiniyorlardı.

Örneğin o dönemlerde ilkokul maçları dahil bütün maçlar altı kişilik takımlarla oynanıyordu. Mini voleybol henüz resmi müsabakalara başlamamıştı. En alt seviyede bile tek pasörle oynamak tercih ediliyordu. İki pasörle oynamak isteyen arkadaşlar küçümseniyordu. Bir de düşünün çift pasörle oynayan ve pasöre ön ortadan oyun kurduran antrenör, antrenörden bile sayılmıyordu!

★ ★ ★

Voleyboldaki teknik değişimler bir yana, oyun sistemimizi kurarken, oyuncuların fiziksel durumu, en önemli faktörlerden biridir. Altyapılardaki fiziksel seviye, oyuncu seçiminden çok etkilenir. Bu yüzden takımımızın oynayabileceği sistemi çocukların seviyesi belirlemeli. Bu seviyede oyuncular çabuk ilerler ve eğer takımın genel seviyesine uygun bir sistem uygulanırsa, oyuncuların teknik gelişimine göre kademe kademe ilerleyerek oyun düzenleri değiştirilebilir. Yoksa kendi eksikliklerimizi görmezden gelerek, çocukların akılsız ve yeteneksiz olduklarını söyleyerek onları suçlu ilan eder, hem çocukların hem de kendimizin zamanını boşa harcamış oluruz. Dahası çok yetenekli fakat tecrübesiz sporcularımızın voleybolumuza kazandırılmasını engellemiş oluruz.

Ben kendi antrenörlük kariyerimde hep şu düsturu benimsemişimdir: “Öğrenci öğrenemiyorsa, öğrenci değil öğretmen suçludur”. Öğretmenin görevi derse girip çıkmakla sınırlı değildir. Öğrencilerinin kendilerini geliştirmelerinde yaşadıkları psikolojik engelleri kaldırmak da durumundadır. Gerektiği zaman öğrencileri bilgilendirmeyi ve geliştirmeyi, çalıştırdığı takımların kısa vadeli başarısının önüne koymalıdır. Örneğin seçtiğimiz kuvvet çalışmalarında, belli maçlara veya turnuvalara yetişmek adına çocuklara zarar verebilecek çalışmalardan kaçınmak gerekir. Öncelik çocukların güvenliğini sağlamak, yaralanmalarına yol açabilecek çalışmaları ve aşırı yüklenmeyi engellemek olmalıdır. Bu açıdan ekibimize katılmayı seçen çocuklarımıza antrenman biliminin ilkelerine ters düşmeden mutlu olacakları şekilde çalışmalar yaptırarak onları ileriye dönük olarak hazırlamalıyız. Bu konuda gereken sabrı ve hassasiyeti, önce bir antrenör olarak, sonra ülkemizin voleyboluna olabilecek en iyi sporcuları yetiştirmek adına göstermeliyiz.

★ ★ ★

Voleybolumuzu geliştirmek adına eksik olduğumuzu düşündüğüm bir konu ise işbirliği. Ben 1992 yılından itibaren öğrendiğim bilgileri uygulamada denedikten sonra, ulaşabildiğim her öğretmen ve antrenör arkadaşa iletmeye çalıştım. Eksik olabileceğim konuları gizlemek yerine arkadaşlarımızın eleştirilerine açtım. Onların da bilgilerini ve gözlemlerini benimle paylaşmalarını istedim. Bunu yaparken eleştiri almayı, övgü almaktan daha değerli bulduğumu da ilettim. Ancak maalesef, ülkemizin genelinde olduğu gibi, camiamızda da eleştiri almak çoğu zaman kötü görülmekte, kişisel saldırı olarak anlaşılmaktadır. Bu konuda daha hoşgörülü olup, eleştirinin takımımıza kazandırabileceklerini göz önünde bulundurmalıyız. Zira eleştiri olmayınca eksik olan yönlerimizi geliştirmemiz, yanlış olanları düzeltmemiz mümkün olmuyor.

Son olarak benim önerim, bilgilerimizi, rakip takımlarla dahi her zaman paylaşalım. Farklılıklarımız gizlemeyelim. Biz kendi takımımızın başarısıyla beraber, ülkemizin voleyboluna katkıda bulunmayı amaçlayıp, onun başarısıyla da gurur duymayı bilirsek, umut ediyorum ki camiamızda işbirliği ve yapıcı eleştiri kültürü de istediğimiz seviyeye gelecektir.