Voleybol antrenörlüğüne başlamam, enteresan bir hikayedir. Esasen voleybola, hiç farkında olmadan, Mete Döğüşçü hocam tarafından yönlendirildim. O sıralar Ankara’nın Batıkent semtinin spor kulübünde yöneticilik yapıyordum. Batıkent, kuruluşuna çok emek verdiğim, benim için değeri sonsuz olan bir semttir. Futbolun yanı sıra, kız çocuklarımız için de voleybol branşında takım oluşturmuştuk. Zaman zaman sohbet ortamlarında bulunduğum Mete Hocam, voleybolla ilgili konuşur, ara sıra da orada bulunanlara yine voleybolla ilgili sorular sorardı. Birkaç yıl içerisinde bana da sorular sormaya başladı. Bir gün “Sağ elini kullanan bir oyuncu hangi bacağıyla sıçrar?” diye sordu. “Sağ bacakla sıçrar” cevabımdan çok hoşnut olmuştu. 1992 yılıydı; “Bir haftalığına Kayseri’ye ders vermeye gideceğim, Talas’ta Kamp Eğitim Merkezi’nde kalacağız. Birlikte gidelim.” dedi. Kayseri, eşimin memleketiydi, bu nedenle de ilgimi çekti ve kabul ettim. Meğer oradaki antrenör kursuna benim de kaydımı yaptırmış. O derslerini verip geri döndü. Benim gezim üç haftaya çıkmış oldu. Kurs bitti.
1994 yılında Konya’da yapılan Yıldız Erkek Milli Takım Gelişim Kampı’na gönderildim. Orada Sami Akgün (Sami baba), Orhan Yavuz, Atilla Atasoy ve Işık Menküer ile tanıştım. Türkiye’nin çok değerli altyapı antrenörleriydiler. Ekip çalışmasını ilk defa orada gördüm ve kendilerinden çok yararlandım. Kamp müdürümüz Asım Yılmaz hocamdı, kendisi çok hoş sohbet bir insandı ve güzel hikayeler anlatırdı. Bunlardan birini onun anlatımıyla aktarmak isterim: “Bir şehre maça gitmiştik, arkadaşlarla çay içmek amacıyla bir kahvehaneye girip çay söyledik. Garson çayları getirip masanın üzerine bırakıp gitti. Bir baktım benim bardağımın yarısı boş. Garsonu çağırıp gösterdim. Bana boşluk için “dudak payı” deyince dudaklarımı gösterip, ‘bunlar eşek dudağı mı???’ diye sordum!” Bunu dudaklarını tutarak, büyük bir coşkuyla anlatıyor ve hepimizi çok güldürüyordu. Çok değerli bir insandı ve tam bir voleybol emekçisiydi.
Cengiz Göllü hocamla hiç çalışmadım fakat bana verdiği öğüt hala kulaklarımdadır. Galatasaray Voleybol Şubesi’nde Genel Menajer olduğu dönemde A takımla birlikte genç takımı da Ankara’ya getirip özel maçlar yaptırıyordu. Arı Koleji’nin salonunda bizimle maç yaparlarken kendisine yaklaşıp “Hocam ben antrenörlüğe yeni başladım. Bana ne öğüt verirsiniz?” diye sordum. Her zamanki kibarlığıyla yüzüme bakarak “Kendine uzun yıllar çalışacağın bir kulüp bul ve sabırla çalış. Kulüpten kulübe gezerek antrenörlük yaparsan, sporcuların eksiklerini görsen bile onları eğitmeye ve kendini geliştirmeye zamanın yetmez.” dedi. Hocamın öğüdünü tutum ve Çankaya Belediyesi Spor Kulübünde on yıldan fazla çalıştım.
Çok antrenörle birlikte çalışmadım fakat çok antrenörü izledim, notlarından yararlandım, kendileriyle uzun uzun sohbet etme imkanı buldum. Kendimi onların öğrencisi olarak görüp faydalanmaya çalıştım. Bu isimlerden bazılarını yazmayı istiyorum ve kendilerine teşekkür ediyorum. Enver Göçener, Cengiz Göllü, Naci Bayramlıoğlu, Hüsnü Can, Semih Oktay, Mete Döğüşçü, Ahmet Kavaz, Oktay Orkunoğlu, Mehmet Bedestenlioğlu, Orhan Yavuz, Erol Yavuz, Arıtun Hançer, Jeyan Erben, Nejat Sancak, Ali Özarboy, Şefik Tiryaki, Reha Pekünlü, Ali Oktay, Behzat Terzioğlu, Alpaslan Çetin, Tanju Bağırgan, Fethi Bildirici, Sami Akgün, Hüseyin Özcoşan, Zoran Gayiç, Matyas Garamvolgyi, Adadi İsrailov, Gilberto Hererra, Zakir Gacarlı.
Onlar bizim büyüklerimiz. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip edip, uyguladığımız yöntemlerin büyük çoğunluğunu önümüze serip Bugünün Voleybolu’nu inşa ettiler. Geleceğin Voleybolu’nun kurulabilmesi için yapılması gereken; nereden geldiğimizi unutmamak ve bizi yetiştiren, geliştiren insanları hep hatırlamak. Bütün bunların yol göstericiliğinde, bilgi ve tecrübelerimizi geliştirmek; onları birleştirmek… Bütün çabam bunun için.