Başarılı olmak, elbette her antrenörün dileğidir. Ligi lider olarak tamamlamak, turnuva şampiyonu almak, madalyalar vesaire, büyün bunlar insanı mutlu eden, emeklerinin karşılığını aldığını hissettiren başarılardır. Bu tip başarılar insana, yaptığı işleri doğru yaptığının göstergesidir. Ancak altyapı antrenörleri için başarı gerçekten kazandığınız maçlarla, aldığınız puanlarla mı ölçülür?
Öncelikle başarı dediğimiz şey ancak hedeflerimizi tanımladığımızda anlamlıdır. Altyapı antrenörü olarak birincil hedefim nedir? Tabii ki, bağlı olduğumuz kulüpler, voleybola ve oyuncularımıza büyük yatırım yapmaktadır. Kulübümüzün başarısı mutlaka en önemli hedeflerimizden biridir. Bu hedef bir kısa vadeli, ya da başka bir deyişle mikro hedef sayılabilir. Fakat benim ve voleybola gönül vermiş birçok altyapı antrenörünün anlayışına göre, esas hedef, yani makro hedefimiz, iyi oyuncu yetiştirmektir. Benim için başarı, oyuncularımı erişebilecekleri en iyi noktaya taşımakla ölçülür.
Mikro hedefle makro hedef neredeyse her zaman uyum içindedir. Daha iyi sonuçlar almak, daha iyi oyuncu yetiştirmekle mümkün olur. Daha iyi sonuçlar almak aynı zamanda daha fazla olanağa sahip olmanızı sağlayarak, daha iyi oyuncu yetiştirmenize yardımcı olur. Ancak kimi zaman mikro hedeflere fazla yoğunlaşmak, makro hedeflerimizde yaptığımız ilerlemeyi ölçmemizi engelleyebilir.
Şöyle ifade edeyim: Oyuncu yetiştirmek, ağaç yetiştirmek gibidir. Zaman ve emek ister. Ancak eğer bir tohumu toprağa verdiğinizde, o tohumun ağaç olması ve ondan meyve almanız yıllar sürer. Her şeyi en iyi şekilde yapıp, ağacınızı elde edebileceği verimi en yüksek seviyeye getirecek koşullarda yetiştiriyor olabilirsiniz. Bu sizin makro hedefleriniz açısından çok başarılı olduğunuz anlamına gelir. Ancak başarınızı, topladığınız meyve sayısıyla ölçerseniz, yanılır ve üzülürsünüz. Emeğinizin çıktısı olan meyve almak, istatistiksel tabirle gecikmeli değişkendir. Emeğinizin sonucunu görmek için sabırla beklemeniz gerekir. Ve uzun seneler emeklerinizin çıktısı görünür bile olmayabilir. Bu yüzden başarınızı kazandığınız puanlarla değil, öğrencilerinizin ilerlemesiyle ölçüp, hayal kırıklığına uğramadan sabırla çalışmanız gerekir.
Dahası altyapıda çalışıyorsanız, öğrencilerinizin başarısı, uzun vadede takımınıza yansımayabilir de. Çabalarınız sayesinde, oyuncularız takımınıza geldikleri seviyenin çok ötesine geçebilir. Ancak elbette o oyuncu bir aşamada üst seviyelere geçecek, ve hatta başka kulüplere transfer olacaklardır. Dolaysıyla başarınızı sayısal olarak ölçmek daha da zorlaşacaktır. Fakat bu sizi yıldırmasın. Söylemeliyim ki bir altyapı antrenörün en büyük mutluluğu, kupalar ve madalyalardan ziyade, yetiştirdiği oyuncuların farklı kulüplerde ve milli takımlarda elde ettikleri başarıları görmektir. Bir altyapı antrenörünün esas başarısı, bence budur.
Bir önceki yazımda (62.sayı), kolları dirsekten bükerek servis karşılamayla ilgili bir yazı yazdım. İki amacım vardı. Birincisi, henüz üzerinde fazlaca konuşulmayan bir konuyu gündeme getirmek, ikincisi ise çok üst seviyede ve sadece sert smaç servislere karşı kullanılması gereken bu uygulamayı gereksiz yere kullanmayı engellemek. Görüşlerini ileten antrenör arkadaşlarımız da buna ısrarla değindiler. Oyuncuların bazılarının en kolay servisleri bile bu şekilde karşılama eğilimde olmalarından şikayet ettiler. Yazımı inceleyen bir duayen hocam da, yazıda kolları dirsekten bükerek servis karşılamanın float servislere karşı da kullanılabileceği gibi bir anlam çıkarılabileceği ve belirttiğim gibi sadece sert smaç servislere karşı kullanılmasının vurgulanmasını istedi. Ben de okuyuculara not ederek, eksiğimi bu şekilde düzeltmiş olayım.
Saygılarımla,
Abdullah Saral